Excerpt for İnsan Hakları,Çalışma Hakları by , available in its entirety at Smashwords







İnsan

Hakları

Çalışma

Hakları











İbrahim SARI

İnsan Hakları,Çalışma Hakları

Copyright © 2017, (İbrahim SARI)

Tüm hakları yazarına aittir. Yazarın izni alınmadan kısmen veya tamamen çoğaltılması veya farklı biçimlere çevrilmesi yasaktır.

BİRİNCİ BASKI: 2017

Yayınevi Adresi:

NoktaE-Book Publishing

Aşağı Pazarcı Mah.1063 Sokak.No:7

Antalya / TÜRKİYE

Iletişim: noktaekitap@gmail.com

Web:http://www.noktaekitap.net

Bu kitabın tüm hakları ve sorumluluğu İbrahim SARI’ya aittir..

Kapak: NOKTA E-KİTAP

Yayınlayan: NET MEDYA YAYINCILIK

Nokta E-Book International Publishing







ÖNSÖZ

Kul hakkını ancak kul affeder.

Günümüzde kul haklarının başını boğaz tokluğuna çalışmak çekiyor…Müslüman hak yer mi? Yiyor işte!..Hemde çalıştırdığı işçinin hakkını yiyor…

Nasıl yiyor?

1-SSK’sız çalıştırıyor,

2-Fazla mesai yaptırıyor,

3-Ücreti zamanında vermiyor,

4-Hor (Köle gibi) davranıyor,

Vs..vs…

Allah korusun, yukarıdaki hasetlerin bir tanesini bile taşıtan işveren cennete giremez… Buna göre, daha dünyada iken bu hakkı telafi etmenin yolunu bulmak gerekir. Şayet bulamaz isek, ahirete kalmış olur ki, bu durum daha tehlikelidir.Bu dünyada bize hakkını helal etmeyen kişi, ahirette bu hakkını bizden talep edecektir. Bununla beraber kişi samimi olarak tövbe etmiş ise, Allah Teala hak isteyen kuluna kendi fazlından ihsanda bulunarak o kulun hakkından vazgeçmesini sağlayacağı ümit edilir.

İnsan şerefli bir mahluktur.Onun hürriyet, haysiyet, namus ve şeref gibi manevî hukukuna yönelik bir haksızlık kadar, canına ve malına yapılan bir tecavüz de o nisbette ağır bir mesuliyeti gerektirir.

İnanın şerefi önce haktan, hukuktan geçer….

Eğer bir insan hakkı, hukuki gözetmiyorsa şerefli, onurlu, haysiyetli olması mümkün değildir…

İnsan bilerek veya bilmeyerek, farkında olarak veya olmayarak birisine haksız bir davranışta bulunmuş olabilir. Hattâ onu mağdur bir duruma düşürüp bazı haklarının elinden çıkmasına sebep olacak bir muamelede de bulunabilir. Bir fert olarak kendimizi her ne kadar çekip çevirsek, hakpereset olarak kalmaya azmetsek de, birtakım hata ve kusurlara kapılmaktan tamamiyle kurtulamıyoruz.

İnsanlık hali olan böyle bir durum karşısında ne yapmalıyız? "Bir defa oldu, bir daha yapmayız, keşke yapmasaydım." diyerek iç dünyamızda hesaplaşmamız kâfi gelir mi? Yoksa meselenin telâfisine gidip de hatamızı düzelterek, helallik dileyerek pişmanlığımızı mı bildiririz?

İslâmda esas itibariyle bir Allah hakkı, bir de kul hakkı vardır. Allah hakkı, her insanın Rabbine karşı yapması gereken kulluk vazifeleridir.

Bu hususta yaptığı bir kusur, günah ve eksiklikten dolayı Allah'a yalvarır, tövbe istiğfar ederek affını diler.

Fakat kul hakkı öyle değildir. Onun bir tek telâfisi vardır, o da haksızlığa uğrayan, hukuku zayi olan kişiyle bizzat görüşüp özür beyan etmek, helâllik dilemekle birlikte , maddi bir kaybı varsa telâfisine gitmektir.

Görüyorsunuz lafla peynir gemisi nasıl yürümüyorsa, Lafla Hak Hukuk Ödenmiyor…

Haktan hukuktan bahsedenler önce kulun hakkını vermeli….

Bunun başka kurtuluş yolu yok….

EYYKUL HAKKI YEMEYİ KENDİNE HAK SAYAN YÖNETİCİLER…

Şöyle bir düşünün.

Dünyada yapabileceğiniz her türlü kötülüğün karşısında, yenilmiş bir kul hakkı zaten yok mu?

Yapılan her kötü davranış, birilerinin hakkını gasp etmiyor mu?

İyi insan olmanın tek yolu, kul hakkı yememekten geçmiyor mu?

Kul hakkı yiyen insan, Müslümanlığın tüm vecibelerini yerine getirse de, Müslüman olur mu?.

Kimse de bizden, o insanın Müslümanlığına şahitlik etmemizi bekleyemez.

Kul hakkı yenilmek için değil, yenilmemesi için mücadele verilmesi gereken bir haktır bütün insanlığa göre.

Ne yazıktır ki, yüce dinimizin emrettiği ve kutsal kitabımızın ruhunu yansıtan "Kul hakkı" günümüzde olabildiğince yeniliyor.

Özellikle de, bugüne kadar birçok kez hakkı yenilmiş olmasına rağmen, hasbelkader bir kurumun başına getirilmiş insanlar tarafından.

Üstelik.

Devlete ve millete ait kurumların başına getirildikten sonra, kul hakkı yemeyi kendine hak sayan kişiler yiyor kulların haklarını.

-"O’nun adamı", "Bunun yandaşı" diyerek…

Bazen ödeneğini kesip, bazen de sürgüne yollayarak yapıyorlar bunu…

Liyakat, Adalet ise hak getire… İlgilenmiyorlar bile…

Çoluğu çocuğu mağdur ve perişan olacak diye düşünmeden yapıyorlar bunu.

Ders vermek, ceza vermek kul hakkı yemenin de önüne geçiveriyor birden.

İki dudağının arasından çıkan iki kelime, beyaz kâğıdın üzerine atılan kirli bir tek imza ile yenir mi kul hakkı?

Bal gibi yiyorlar işte.

Sözünü ettiğimiz yönetenler, belki iyi yönetici olabilirler. Hasbelkader millete ait kurumların başına da gelmiş olabilirler.

Ama "Müslüman" asla olamazlar.

Çünkü Kul hakkını yiyorlar…

Şimdi bu yazıyı okuyup, "Acaba kimden? Hangi yöneticiden bahsetti ki?" diye boş yere düşünmeyin.

Kul hakkı yiyen herkesten bahsediyorum….

Verdiği emir, yaptığı uygulama ve aldığı karar ile bir tek insan dahi olsa mağdur edip, hakkını yiyen her yönetici için geçerlidir bu yorum.

Özellikle de…

Oturdukları makam sayesinde, kul hakkı yemeyi kendine hak görenler içindir.

Kimse kusura bakmasın, kim alınırsa alınsın…..

Ya da herkes alınsın…

O zaman kul hakkı yemeyin ki bende bunları yazmayım

Konuyu derinlemesine inceleyen bu kitap insan hak ve hukukunda uyarılar yapmakta, hakkkı yenenleri, hukuku çiğnenenleri ayağa kaldırmak istemektedir…

Okuyun!....



















İŞ NEDİR, İŞÇİ KİMDİR,

YASAL HAKLARIMIZ NELERDİR?

İş, insanlara faydalı olacak mal veya hizmetlerin üretilmesidir. İçinde yaşadığımız kapitalist düzende insanlığa faydalı olsun veya olmasın her iş; patronların para kazanması için yapılır hale gelmiştir. Sermaye zenginlerde olduğu için işi kuran da sermaye sahibi olmuş, işi yapan emekçi ise patronun yanında adeta bir köle haline gelmiş. Bu düzen değişmediği sürece de bu kölelik ilişkisinin değişmesi imkansızdır. Çünkü kendini sol da gösterse sağ da gösterse tüm hükümetler, patronların çıkarını savunmaktadır.

İşçi Neden Çalışmaya Gerek Duyar?

İş Yasası’nın 2. Maddesi’nde “işçi” ve “işveren” şöyle tanımlanıyor:

“İşçi, bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kişiyi anlatır.

“İşveren, işçi çalıştıran gerçek ve tüzel kişileri anlatır.”

İşçi yaşamak için çalışmak zorundadır. İşçi kazanacağı maaşı ile hayatını devam ettirir ve bunu emeğini satarak yani çalışarak yapar.

İşçiler işsiz kaldıklarında yaşam standartları düşer ve ihtiyaçlarını karşılayamazlar. Ama her şey bununla bitmez. Patronlar da kar etmek için işçi çalıştırmak zorundadırlar. Yani patronlar kar etmek için işçilere ihtiyaç duyarlar. Patron emeği sömürmezse kar edemez.

İşçi Patrona muhtaç değil midir?

İşçi patrona muhtaç değildir. İşçi sadece çalışmaya muhtaçtır. Dünyada birçok örneği olduğu gibi, patronsuz da çalışmak mümkündür ve patronlar olmadan da emekçiler yaşamlarını devam ettirebilirler.

Asıl muhtaç olan patrondur. Çünkü patron birilerini çalıştırmazsa kar edemez. İşçiler olmazsa, patronların işi yürümez. Oysa işçi illaki bir özel patronun yanında değil, bir kooperatifte, işçilere ait bir iş yerinde, kamuya ait bir işletmede de çalışabilir. İşçi patronsuz da olsa çalışarak hayatını kazanabilir. Ama patronun mutlaka işçilere ihtiyacı vardır.

O zaman neden patron güçlü, işçi güçsüzdür?

Bu kapitalist düzenin kanunudur. Kapitalist düzen patronların düzenidir. İşçilerin haklarını savunan yasalar varmış gibi görünür ama hükümetler her zaman patronları savunur, işçiyi köle gibi görür.

İşçiler bölünmüştür, örgütsüzdür ve zayıftır. Oysa patronlar hem örgütlüdür hem de hükümetler, polis ve basın onlardan yanadır.

Kısaca güçlü güçsüzü feci şekilde ezmektedir…

Birçok işçi de haklarının, gücünün bilincinde değildir. Kendi emeğini patronun gözünden görür. “Bana patron ekmek veriyor” der. Oysa patrona ekmeğini veren işçilerdir. Bu yüzden işçiler kendi aralarında genç-yaşlı, kadın-erkek, yerli-yabancı diye bölünmeye son vermeldirler. İşçiler birleşmediği sürece, patronlar güçlü olmaya devam edecektir. Diyeceksiniz ki işçi ne yapsın!..Durumu fark etse ne yazar…Devlet işçinin değil patronun yanındadır… İşçi sesini çıkarsa öyle bir savrulur ki ne hak arayabilir nede hukuk…

Bilmeliyiz ki; patron işyerini para kazanmak için kurmuştur. Para kazanmak için işçiyi düşük ücretle ve kötü koşullarda çalıştırmak zorundadır.

Düzüş ücret ve uzun çalışma saatleri patronların kar etmek için kullanmak zorunda oldukları iki yöntemdir. Dolayısıyla işçi ile patron arasında uzlaşmaz bir çelişki vardır. Patronlar ancak işçiler bilinçli ve örgütlüyse yani başka şansları yoksa işçinin haklarını verirler. Bunu yapmaya kendi kendilerine ikna olmazlar.

Avrupa’da bugün işçiler biraz rahatsa bu zamanında verdikleri mücadeleler ve sendikal direnişlerden dolayıdır. Onun için biz de bilinçlenmeli, örgütlenmeli ve haklarımızı aramalıyız ki daha iyi koşullara kavuşalım…

Kısaca her ne olursa olsun, işin ucunda ölüm bile olsa işçi bu haksızlığa, bu modern köleliğe başkaldırmalıdır, isyan etmelidir…

Bir kere işyerini ayakta tutan sermaye, işçilerin ödenmemiş emeğidir. İşçilerin emeği ve çalışması o iş yerini ayakta tutar. Bu nedenle öncelikle işyerindeki işçiler birlik olup, patronun karşısına dikilmelidirler. Arkadaşlarının yanında olmalıdırlar.

Böyle bir birliktelik için mutlaka uğraşılmalıdır. Çünkü örgütlü ve birlik olmaktan daha garanti hiçbir çözüm yoktur.

Yasalar işçileri ayırmamalı. Çalışma hayatındaki yasalara göre; ücret karşılığı çalışan herkes işçidir.

İnanıyorum ki sosyal bir devlet olsak, işletmeler çalışacak adam bulamaz ve yasalar yeniden düzenlenir….Ama nerede!....

Yasada yazıyor diye köle olmaya mecbur değil çalışan işçi….

Hakkını söke söke çalıştığı kişiden almalıdır….

Meselenin birde din boyutu vardır ki, hak yiyenlere, hukuku çiğneyenlere ne Müslüman nede insan denir…

Müslüman Hak Gözetir

Yukarıda söyledim;İslam dini hak kavramına büyük değer verir. Kulun üzerinde üç temel hak vardır: Allah’ın hakkı, hayvan hakkı ve kul hakkı. Kul, bu üç hakka mutlaka riayet etmek zorundadır. Cenab –ı Allah kendi hakkından vazgeçebilir ama kul ve hayvan hakkını affetmeyeceğini bildirmiştir. Yani bu iki hak cezasız kalmayacak bir haktır. Mutlaka helalleşilmeli ve hak iade edilmelidir. Değilse kıyamet günü sevaplar verilerek veya karşı tarafın günahları alınarak helalleşilecektir.

Peygamber (as) şöyle buyuruyor:

– “Müslüman’ın diğer Müslüman’a malı, ırzı ve kanı haramdır.” (Seçme hadisler: sh. 88)

–“Kıyamet günü gasbettiğiniz hakları sahiplerine mutlaka ödeyeceksiniz. Öyle ki, boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacaktır.” (R. Salihin: 204)

– “Kim bir karış toprağı haksızlıkla gasb ederse, o yer kıyamet gününde yedi kat olarak boynuna geçirilecektir.” (Age: 206)

– “Kim Müslüman bir kimsenin hakkını yemin ederek ele geçirirse, Allah ona cehennemi vacip, cenneti haram kılar. Biri:

– Ya Resulullah az bir şey olsa da mı? Deyince:

– Misvak ağacından bir çubuk da olsa” buyurur. (Age: 214)

Ne derler, ağlayanın malı gülene asla hayır etmez. Miras malında bile küçüğün, zayıfın ve bayanların kollanarak helallaşılmalıdır. Yani haktan korkulmalıdır.

Günümüzde hak gasbı açıkgözlülük olarak, akıllılık olarak görülüyor. Hak yiyen “helallaşıveririm” diyor. Hak iade edilmeden helal olmaz. Musalla taşında “Hakkınızı helal edin” “Helal olsun” sözleri ile helallaşılmaz. Peygamber efendimiz ölenin borcu olup olmadığını sorar, varsa ödenmesini bekler ondan sonra cenaze namazını kıldırırdı. Yoksa o da “Hakkınızı helal edin” der, “Helal olsun” dendikten sonra namazı kıldırır geçerdi.

Hak yiyen insanlar güzel ölümle ölmez. Başkalarının hakkı bulunan evde huzur olmaz. O evde iyi bir ölümle ölünmez. Leş olarak defnedilirler….

Bu konuda atalarımız çok hassas davranmıştır. Hz. Ömer: “Harama düşeriz diye helallerin onda dokuzunu terk ederdik” demiştir.

Büyüklerimiz daha dün çürük yumurtasını pazara götürüp satmamıştır. Askerlerimiz, koparmak zorunda kaldığı üzümün parasını asmanın dalına bağlamıştır.

Abdullah bin mübarek şöyle demiştir:

– “Bir kimse bütün peygamberlerin ibadetini yapsa, fakat üzerinde az da olsa kul hakkı bulunsa, cennete giremez.”

Kur’an-da Allah şöyle uyarıyor:

– “Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyiniz. Taşkınlık ve nankörlük etmeyiniz, sonra sizi gazabım çarpar. Kimi gazabım çarparsa, hakikaten o yıkılıp gitmiştir.” (Taha: 81)

Buna göre Müslüman, başkasına ait olan şeylere karşı tavır koymalıdır.

Müslüman’ın helali istemesi, helal kazanç peşinde koşması üzerine farzdır.Olmazsa olmazdır…

Bir şey günah ve haram kılınmışsa, her yerde, her zaman ve herkese haramdır. Dinde alavere dalavere olmaz. Başkasını aldatmak isteyen kendisini aldatır.İşçinin hakkını yemekte harama girer…Hakkı yenen İşçinin üzerinden kazanılan para murdardır… Yiyenin kursağında kalır…

Başkasının hakkını çiğnemenin yansıması olur. Hak yiyenin organları kendisine itaat etmez. Çocukları itaat etmez. Haramla beslenen vücut, hayırlı işler yapamaz. Zevk veren ibadetler yapamaz. Bildirildiğine göre “Bir lokma haram yiyenin kırk gün namazı ve duası kabul olmaz. Haramın bitirdiği et cehenneme layıktır.” (Ramuzul – Ehadis: 409/4) (R. Salihin: 1883)

İnsanın maneviyatını, helal lokma ve helal arzusu ayakta tutar.

İbrahim Ethem Hazretleri anlatır:

Bir gün Beyt–i Makdis mescidinde,hasıra sarınıp yatmışım. Gece yarısı olunca mescidin kapısı açıldı, içeri bir pir girdi. İki rekat namaz kıldıktan sonra arkasını mihraba dönerek oturdu. Oraya kırk kişi daha geldi. İçlerinden biri:

– “Burada bir kişi yatıyor” dedi. Pir gülümseyerek:

– “O İbrahim Ethem’dir. Kırk gündür kıldığı namazın tadını bulamıyor!” dedi. O sözü işitince dayanamayıp pirin huzuruna geldim. Selam verip:

– “Allah aşkına, benim bu halimin sebebi nedir?” diye sordum. Şöyle dedi:

– “Falan gün Basra’da hurma satın almıştın. Farkında olmadan yere düşen hurmaları da kendinin zannederek heybene koydun. Halbuki onlar satıcıya aitti. Bu sebeple maneviyattan bir miktar uzak düştün” dedi.

Hemen gidip hurma aldığım kimseyle helalleştim. Bu durum satıcıya da çok tesir etti ve infak sahibi salih kimselerden birisi oldu. (Attar, Tezkiretü’l – evliya, 122 – 123)

Hz. Peygamberin azat ettiği kölesi Sevban ibni Bücdüd (ra) anlatıyor:

Bir gün Resul –i Ekrem (sa) sohbet ederken, “Kıyamet gününde ümmetimden, Tihame dağları gibi muazzam sevaplarla gelecek kimseleri biliyorum. Fakat Allah Teala o dağlar kadar sevabı toz gibi savurup boşa çıkaracaktır” buyurdu. Bunun üzerine Sevban, “Ey Allah’ın elçisi!” dedi.

“O kimseleri bize iyice tanıt da, bilmeden onlar gibi olmayalım.” Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Onlar sizin kardeşlerinizdir; sizin cinsinizdendir. Geceleri sizin gibi kalkıp ibadet ederler. Fakat onlar kimsenin görmediği yerde Allah’ın haram kıldığı şeyleri yaparlar.”

Müslüman’ın gözetmesi gereken hakları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

a. Ana baba hakkı:

Çok önemli bir haktır. Ana baba, duası red olmayan kimselerdir. Cennet anaların ayağı altındadır. Allah’ın rızası, babanın rızasındadır.

Kur’an-da Allah’a itaatten sonra anaya babaya itaat emredilmiştir. (Nisa: 36)

Bir ayette de: “Ana babaya itaat edin” emri vardır. (En’am: 151)

Ana babaya “of!” bile denmeyecektir. (İsra: 153)

Şunu da ifade edelim, meşru olan konuda itaat olur. İnançsızlık, isyan, ahlaksız tekliflerine itaat olmaz. Kur’an-da:

– “Eğer onlar körü körüne bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme.” (Ankebut: 8) emri vardır.

b. Eşlerin birbirine hakkı:

Eşlerin birbirine saygılı olması ve birbirine karşı görevlerini yapması gerekir.Aile yuvasının devamı ve çocukların yetiştirilmesinde görev ve sorumluluklar ortaktır.Peygamberimiz kocasına itaat eden kadına cennet müjdesi vermiştir. Erkekler içinde: “en hayırlınız, hanımlarına hayırlı olanınızdır” buyurmuştur.

c. Çocukların hakkı:

Çocukların ana babaları üzerinde vazgeçilmez hakları vardır. Bu haklar kısaca şunlardır:

– Çocuğa güzel bir ad verilecektir. Helal gıda ile beslenecektir.

– Güzel terbiye edilecektir.

– Dinleri öğretilecektir.

– Meslek sahibi edilecektir.

– İyi bir kimse ile evlendirilecektir.

– Çocuklar sevilecek ve sadakai cariye olacak şekilde yetiştirilecektir. Yetiştirilmemiş evladın hesabını Allah ana babadan soracaktır.

Ayrıca çocuklara iyi örnek olunacaktır.

d. Akraba hakkı:

İnsanın üzerinde akrabaların da hakkı vardır. Allah: “Akrabaya hakkını ver” der. (Rum: 38 – İsra: 26

Peygamber (as)da: “Allah’a ve ahiret gününe inanan, akrabasını görüp gözetsin.” (R. Salihin: 312) Bir hadislerinde de: “Rızkının ve ömrünün artmasını isteyen akraba hakkını gözetsin” demiştir. (Buhari, Edep: 12)

e. Yaşlıların hakkı:

Yaşlılar ilgiye ve bakıma muhtaç kimselerdir. Onların bizde hakları vardır. Onlar bizim varlık sebebimizdir. Onların bizim kullandığımız şeylerde emekleri vardır. Peygamberimiz acizler yüzünden rızıklandırıldığımızı bildirmiştir.Yaşlıların dualarını ve gönüllerini almak bize sevap kazandırır. En önemlisi Allah’ın rızasını kazandırır. Ayrıca yaşlılığımızda yalnız ve ilgisiz kalmayız. Yaşlılara ilgi duyana Allah ilgi gösterecek kimseleri vasıta kılar.

f. İhtiyaç sahiplerinin hakkı:

Mülk Allah’ındır. İhtiyaç sahiplerinin hakkı vardır. Maldan ihtiyaç sahiplerine ayrılan pay, malı temizler, bereketlendirir ve telef olmasını önler.

Kur’an-da şöyle buyrulur:

– “Mallarınızda ihtiyaç sahiplerinin hakkı vardır.” (Zariyat: 19)

– “Yoksula hakkını ver, gereksiz yere saçıp savurma.” (İsra: 26)

g. Komşu hakkı:

Komşu hakkı önemli bir hak. Komşu gözetilecek ve korunacaktır.

Müslüman, komşusunun kendisinden emin olduğu kimsedir. Bir insanın iyi olup olmadığı buna bağlıdır.

Kur’an-da: “Yakın komşuya, uzak komşuya iyi davran.” (Nisa: 36) buyrulmuştur.

Peygamberimiz de şöyle der:

– “Komşusu şerrinden emin olmayan vallahi mümin olamaz.” (Buhari, Edep: 29)

– “Allah’a yakın olanlar, komşuya iyilik edenlerdir.” (Tirmizi, Birr: 28)

– “Cebrail o kadar komşu için geldi ki, komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim.” (Buhari, Edep: 28)

h. Yetim hakkı:

Peygamberimiz ashabına sorarmış: “Kim bugün bir yetimin başını okşadı, onunla ilgilendi?” diye.

Kur’an-da ciddi emirler var:

– “Yetimin malını yemeyin.” (Nisa: 2)

– “Yetimi sakın ezme.” (Duha: 9)

– Dinini yalanlayanı gördün mü? İşte o yetimi itip kakar. (Maun: 2)

– “O has kullar kendi canları çekmesine rağmen yemeği, yoksula, yetime yedirirler.” (İnsan: 8)

ı. Dul hakkı:

Dullara iffetini korumada, geçimini temin etmede yardımcı olunacaktır.

Onları herhangi bir şekilde rahatsız edenin kıyamet gününde yüzüne Allah bakmaz.

Peygamberimizin bildirdiğine göre: “Dullara, gariplere ve ihtiyaç sahiplerine yardım edenler, Allah yolunda çalışanlar gibidir.” (Buhari, Nafakat: 1)



i. Misafir hakkı:

Bu konuda bir hadis çok şey ifade ediyor:

– “Allah’a ve ahirete iman eden misafire ikram etsin ve hakkını gözetsin.” (Buhari, Edep: 85)

Tabi ki misafirin de ev halkına sıkıntı vermemesi gerekir. Bu konuda da peygamberimiz şöyle buyurur:

– Misafirlik üç gündür. Üç günden fazlası külfettir. (Age: 85)

j. Çalışan hakkı:

İş sahibi, çalışanların haklarını koruyacaktır, ihtiyaçlarını karşılayacak ücret verecektir, çoluk çocuğu ile sağlığı ile yakından ilgilenecektir. İnancını yaşamada ona imkan ve fırsat verecektir. Ona iyi davranacaktır.

Peygamberimiz:

– “Elinizin altındakilere iyi davranın” demiştir.

– “İşçinin ücretini alın teri kurumadan verin” buyurmuştur.

– “İşçinin ücretini tam ödemeyen, kıyamet günü Allah’ı karşısında bulacaktır” demiştir. (Bak: Divantaş, İlmihal: 2/336)

k. İşyerinin hakkı:

Çalışanın da iş sahibine karşı sorumlulukları vardır. Her şeyden önce aldığının karşılığını vermelidir. Çalışmayı aksatmamalı, zarara ziyana sebep olmamalı, hasta olmadan rapor almamalı, gereksiz izin kullanmamalı, tuvalet veya ibadet bahanesiyle çalışmayı geciktirmemelidir.

Peygamberimiz: “Yaptığınız işi sağlam yapın” diyor. (Age: 337)

Buna göre yaptığını sağlam yapacak, dürüst çalışacaktır. İş sahibi görmese de Allah’ın her an kendisini gördüğünü, bildiğini ve hesap soracağını bilmelidir.

Kur’an-da da: “Yaptığınız işi tam ve güzel yapın. Allah işini güzel yapanları sever.” (Bakara: 195)

Kasas suresinin 26. ayetinde de işçi, güvenilir kimse olacaktır. Her şeyi ile güven verecektir.

l. Hayvan hakkı:

Hayvan hakkı, kul hakkı kadar önemlidir. Dünyada hayvanla ödeşme, helalleşme olmaz. Onlar kıyamet günü dirilecek, kendisine yapılanı aynen yapıp toprak olacaktır. Bunun için:

Hayvan yaratılışının dışında kullanılma- yacaktır.

– Aç susuz bırakılmayacaktır.

– Fazla yük yüklenmeyecektir.

– Dövülmeyecek, dövüştürülmeyecektir. Hapsedilmeyecektir.

– Keserken acı çektirilmeyecektir.

Hayvana işkence edene peygamber lanet etmiştir. Susuzluktan bir köpeği kurtaranın cennetlik olduğunu, bir kediyi hapsedip aç bırakıp ölüme sebep olanın cehennemlik olduğunu bildirmiştir.

İşçi Hakkı

“Bir bakıyorsunuz ki, en dindarımıza kadar isabet etmiş bir yozlaşma. İngiliz kamarasındaki Lord Curzon'u iyi hatırlayın. 'Kuran ellerinde kalacak ama Kuran'ın içini boşaltacaklar. Kuran'ı okuyacaklar ama içindekileri yapmayacaklar. Böyle olduğu sürece o İslam alemi de ayağa kalkmayacak'

Beş vakit namazını kıldığı halde ihaleye fesat karıştıran insanları çok rahat görüyoruz. Yemeyip içmeyip aç kalarak oruç tuttuğu halde,onun bunun hakkını, hukukunu zimmetine geçiren, vermeyen insanları görüyoruz.

Her sene Ramazan umresini Kabe’de geçirme hassasiyeti,dindarlığı yarışına girdiği halde, yanında, emri altında çalıştırdığı işçinin hakkını vermeyenleri görüyoruz. O zaman peki dindarlık nedir? Kuran'ınbize öğrettiği değerler manzumesi nedir? Bu kriterler nedir? Bir hocamızın da dediği gibi bir uydurulmuş din var bir de indirilmiş din var.

İndirilmiş dinde bu olmaz. Namazla oruçla, umreye gidip gelmekle dini kurtarıyoruz. Hatimlerle, devirlerle, iskatlarla da ahiretimizi kurtarıyoruz.

Ohh yamam işimiz. Bir de bir efendinin eteğine tutuştuk mu, oh ahiretimiz de tamam. Böyle bir din yok beyler yok. 'Kim Allah'ın huzuruna güzelliklerle, hayırla gelirse, Allah ondan daha güzelini ona verecektir. Kim de Cenab-ı Hakkın huzuruna kötülüklerle gelirse, yüzü koyun cehenneme girecektir.”

Bütün bu hakikatlardan sonra günümüz şartlarında İslam dininin hayatın dışında bırakılmasıyla beraber kapitalist sistem hayata hakim olunca insanlar arasında türlü hastalıklar ortaya çıkmaya başlıyor, işveren işçiyi boğaz tokluğuna , köle gibi çalıştırıyor…Halbuki kölelik islamda yasaklanmıştır…

Günümüz şartlarında insanların büyük çoğunluğu zenginler yüzünden fakirleşmektedir…

Çalışma hayatı zülme dönüşmüş, işçi zülüm altında inim inim inlemektedir…İşçi çalıştırma ,ücretleri zamanında ödememe ve keyfi işten çıkarma ve işçilere fazla mesai yaptırma gibi bir kölelik sistemini hakim kılmıştır.

Ülkemizde bütün bu hukuksuzluklara imza atan girişimci yani işverenlerin mütedeyyin bilinmeleri bu vehameti daha da artırmaktadır. Zira mağdur olan işçiler oturdukları her yerde “Benim patronum sözde beş vakit namazında Allah diyor, peygamber diyor ama hakkımızı vermiyor” diyerek, sanki islam bu haksızlığı emrediyor gibi yanlış bir anlamaya da sebep oluyor. Oysa dinimiz bütün bu hukuksuzlukları reddetmektedir. İşte dinimizin çalışana verdiği hak ve değerlerden bir kaç misal:


Purchase this book or download sample versions for your ebook reader.
(Pages 1-24 show above.)